İstanbul’un Kasım ayı soğuğu burnuma dolduğunda, en sıcak yerlerden biri her zaman Eminönü’ndeki haftalık pazardır. Dün oradaydım. Önce taze fındıkların kavrulmuş kokusu sardı etrafı; ardından Antep fıstıklarının tuzlu, tereyağlı dokusu. Elim uzandı, bir avuç dolusu kuru yemiş aldım. O anda fark ettim: Bu minik parçalar, sadece atıştırmalık değil; birer anı torbası.
Annem, çocukluğumun kış akşamlarında, mutfağın en karanlık köşesinde sakladığı kuru incirleri çıkarırdı. Onları ılık suya koyar, sabaha kadar bekletirdi. Ertesi gün, incirler bal gibi tatlı, ballı suyuysa adeta şifa olurdu. Biz kardeşler, sobanın önünde oturup bu tatlı kütleyi avuç avuç yerken, dışarıda yağmur camı tıkırdatırdı. Şimdi, her kuru incir ağzıma değdiğinde, aynı yağmur sesini duyuyorum.
Bir başka anı: Üniversite yıllarımda, kütüphanenin altındaki kantinde en ucuz enerji kaynağı cevizli kuru üzümdü. Bir avuç 2 liraydı. Sınav haftalarında, geceleri karanlıkta sayfaları çevirirken, avucumda cevizin topraksı kokusu, üzümün şekerli tadı bana kendimi az da olsa evde hissettirirdi. Bugün, aynı karışımı alıp ofiste yiyorum; biraz daha pahalı belki ama tadı hâlâ o sınav stresini yarıyor.
Kuru yemişin gücü burada: Biraz kavrulmuş fıstık, biraz kuru kayısı… Hepsi birer zaman kapsülü. Lezzetin ötesinde, kültürün, coğrafyanın, aile bağlarının taşıyıcısı. Anadolu’nun her köşesinde farklı bir türü var: Malatya’daki kuru kayısılar, Şanlıurfa’daki kuru bamyalar, Antalya’nın kavrulmuş bademleri. Hepsi birbirine benzemez; hepsi bir hikâye anlatır.
Bir arkadaşım, kızının mezuniyet töreninde, davetlilere minik kese kâğıtlarına doldurulmuş kuru yemiş ikram etmiş. “Herkesin ağzına bir tat değil, bir anı bırakmak istedim,” demişti. O gün tören alanında, yaşlı bir teyze, avucundaki Antep fıstığını koklayıp gözleri dolmuş: “Eskiden düğünlerde böyle ikram ederlerdi,” demiş. Bir avuç kuru yemiş, bir nesli ötekiyle buluşturmuş.
Şimdi market raflarında, “doğal”, “organik”, “glutensiz” etiketleriyle birbirini geçen paketler var. Hepsi güzel ama bazen şişelenmiş bir nostalji gibi duruyorlar. Çünkü gerçek kuru yemiş, bir köy pazarında, eli yağlı tezgahtarın önünde, kendi seçtiğiniz miktarda, kendi seçtiğiniz türde oluyor. Orada, fiyat etiketinin değil, tezgahtarın “Bunlar dün geldi, çok taze” sözünün güveni var.
Kuru yemişin en güzel yanı, büyük olmayan mutluluklara yetmesi. Bir film gecesi, bir öğle arası, bir yolculuk… Hepsine yeter. Büyük bir şölen değil, küçük bir keyif. Bir avuç, birkaç dakikalık bir mola, bir anlık huzur.
Dün pazardan dönerken, cebimdeki kuru kayısıları bir bir yedim. İçlerinden biri, annemin yıllar önce kuruttuğu kayısıların tadını verdi. O anda anladım ki kuru yemiş, sadece atıştırmalık değil; biraz geçmiş, biraz gelecek, biraz da şu an. Bir avuç dolusu zaman.
Bir Cumartesi Pazarında Kuru Yemişin Gizli Dili
Source: HotArticle
Original link: https://www.hotarticle24.com/5xko1f1f