Telefon çalmaya başladığında saat gece yarısını çoktan geçmişti. Komşunun sesi titriyordu: "Bina sallanıyor, ne yapacağız?" O an fark ettim ki, on yıllardır bu topraklarda yaşayan bir insan olarak, acil durum numaralarını ezbere bilmiyordum. 112'yi aradım, yönlendirildim, bekledim. O bekleyişte anladım ki, afet yönetimi sadece kurtarma operasyonları değil; bir iletişim meselesi, bir koordinasyon sanatı.
İsim Değişikliğinin Ardındaki Düşünce
Türkiye'de afet yönetimi kurumunun adı 2018'de değişti: Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'ndan, Cumhurbaşkanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'na. Kısaca AFAD. Bu değişiklik sadece bir harf düzeni değil, aynı zamanda kurumsal özerkliğin ve merkezi koordinasyonun yeniden tanımlanmasıydı.
Ancak isimler ve yapılar dışında, kurumun gerçek işlevi sorgulanmayı hak ediyor. Bir vatandaş olarak afet anında ne bekliyoruz? Hızlı müdahale, doğru bilgi, psikososyal destek. Peki kurum bunları ne ölçüde karşılıyor?
Saha Gerçeği: İki Farklı Hikaye
2023 depreminde tanık olduğumuz manzaralar ikiye ayrılıyor. Bazı bölgelerde AFAD ekipleri koordineli çalıştı, bazılarında ise gönüllü organizasyonlar daha etkili oldu. Bu farkın kaynağı teknik değil, örgütsel. Yerel kapasite, önceden yapılan planlama toplantıları, belediyelerle ilişki düzeni — hepsi belirleyici.
Bir AFAD personeliyle konuştuğumda söylediği şey dikkat çekiciydi: "Bizim en büyük sorunumuz teknik ekipman değil, senkronizasyon. Herkes iyi niyetli, ama iyi niyet koordinasyonun yerini tutmuyor."
Vatandaş Aklında Kalanlar
Ortalama bir insan için AFAD'ın somut yüzü nedir? Mobil uygulamadaki deprem uyarısı, eğitim seminerleri, çadır kampı kurulumu. Ancak afet anında bu imaj değişiyor. İnsanlar önce yakınlarını arıyor, sonra sosyal medyaya bakıyor, üçüncü sırada resmi kanallara ulaşmaya çalışıyor.
Bu davranış kalıbı bize bir şey söylüyor: Resmi kurumlar henüz "ilk başvuru adresi" olma konumunu kazanamamış. Güven inşa edilmemiş, erişim kolaylaştırılmamış.
Dünya Örnekleri: Japonya ve İzlanda
Japonya'da afet yönetimi okul müfredatından başlar. Her çocuk deprem çantası hazırlar, her mahalle tahliye rotasını bilir. İzlanda'da ise volkanik aktivite sürekli izlenir ve veriler anlık olarak halka açıklanır. Bu ülkelerde afet yönetimi "özel durum" değil, "günlük altyapı" olarak tasarlanmış.
Türkiye'nin coğrafi gerçekliği — deprem kuşağı, iklim değişikliği, göç baskısı — bu ülkelerden farklı. Ancak öğrenilecek ders var: Afet hazırlığı toplumsal kültür haline gelmeli, sadece kurumsal prosedür olmamalı.
Sessiz Çalışanlar: İl Müdürlükleri
AFAD'ın merkezi Ankara'da belirli olsa da, gerçek iş yükü il müdürlüklerinde. Buradaki personel, yerel dinamikleri bilen, sahada tanınan isimler. Ancak kaynak sıkıntısı, personel devir hızı ve siyasi iradenin yerel düzeydeki dalgalanmaları, bu kademenin etkinliğini sınırlıyor.
Bir il müdürünün görev tanımına baktığınızda: risk analizi, eğitim, tatbikat, kurtarma, yardım dağıtımı, enkaz kaldırma koordinasyonu... Liste uzayıp gidiyor. Her şeyi yapan, hiçbir şeyi derinlemesine yapamayan bir yapı.
Gelecek İçin Üç Soru
AFAD'ı tartışırken sormamız gerekenler basit:
Bilgi ne kadar şeffaf? Vatandaş risk haritalarını, tahliye planlarını görebiliyor mu?
Koordinasyon ne kadar yerel? Merkezden emir bekleyen mi, sahada karar alan mı örgütlenme modeli?
Hazırlık ne kadar sürekli? Tatbikatlar fotoğraf çekimi için mi, gerçek senaryo testi için mi yapılıyor?
Bu soruların cevapları, kurumun adından daha önemli. Çünkü afet anında kimliğimizi değil, işlevselliğimizi hatırlarız.