İzmir’de sabah ezanı okunurken, Alsancak’taki apartman dairelerinden birinin balkonunda oturan yaşlı bir teyze, sesi yüksek hoparlörden değil, çok daha yakından duyar: apartmanın alt katındaki komşusunun mutfağından gelen su sesi, abdest tazelerkenki ritimli akış. İzmir’de namaz, caminin duvarlarından önce çoğu zaman evlerin içinde başlar; bu kentte vakit ibadeti, şehrin kendisi kadar katmanlıdır.
Yıllar önce Kordon’dan yürürken görmüştüm: genç bir kurye, motosikletini Kültürpark’ın kenarına park edip apartman boşluğuna daldı. İçeri girer girmez omzundaki poşeti yere bıraktı, ayakkabılarını hızla çıkarıp kilim üzerine geçti. İzmir’in o hızlı nabzına rağmen, kısa bir duraklamayla dört rekât öğle namazı kıldı. Dakikalar sonra tekrar yola koyuldu; kaskı takarken “Teslim oldum, devam ettim” der gibi bir hali vardı. O an kentle ritmin nasıl barıştığını gösteren bir tabloydu.
Çoğu İzmirlinin dilinde “namaz” kelimesi, sadece cami cemaatiyle özdeşleşmez. Konak’ta bir kafede oturan orta yaşlı iki arkadaş, öğlen vakti geldiğinde hesabı paylaşırken “Ben birazdan inerim” der; kastettikleri şey, yakındaki Yalı Camii’nin yolunu tutmak değil, arka sokaktaki apartman dairesinin salon köşesindeki seccade. Bu kentte ibadet, mahremiyetle iç içe geçmiş bir pratik; sokakta selamlaştığınız tanıdığın “vakit girdi” derken, aslında evine giden yolu tarif ediyor.
Bornova’da bir üniversite öğrencisi anlatmıştı: yurt odasında kıbleyi bulmak için akıllı telefonundaki pusulayı açtığında, komşu odadan gelen hafif “sübhanallah” sesleriyle karşılaşıyormuş. İzmir’de kampüslerde bile namaz, sessiz bir koordinat gibi işler: aynı katta farklı odalarda, aynı anda başlayan rekâtlar, kimse kimsenin kapısını çalmadan, “birbirimizi hissediyoruz” duygusuyla gerçekleşir.
Bir İzmir seyyahı, Alsancak’taki Saint-Joseph Lisesi’nin yanından geçerken fark eder: okul çıkışı saatinde, çantanın fermuarı çözülür, minik bir seccade çıkarılır, kaldırımın köşesine serilir. Ortaokul öğrencisi bir çocuk, trafiğin korna sesleri arasında kısa bir tekbirle işe başlar. Kentin kargaşası, onun için arka plan gürültüsünden ibarettir; ön planda ise kısa ama öz bir mola vardır.
İzmir’in en sıra dışı namaz pratiği, Urla’daki bir zeytinlikte gerçekleşir. Ekim ayı başlarında, zeytin toplamaya gelen aileler, öğle vaktinde ağaçların arasındaki boşluğu mihrap yapar. Çoluk çocuk, toprağın üzerine serilen büyük bir çarşafın etrafına dizilir. Ezan, burada rüzgârın uğultusuyla birleşir; dualar, zeytin dallarının hışırtısıyla harmanlanır. Bu sahnede namaz, tarımın ve inancın aynı toprağın üzerinde nasıl buluştuğunu gösterir.
İzmir’de namaz, sadece ibadet değil; kentin kendi halindeki düzenini koruyan bir iç mekanizmadır. Çiğli’deki bir fabrikada işçiler, vardiya değişiminin kısa aralığında abdesthaneye koşarken, Kemeraltı’ndaki bir esnaf, dükkanının arka odasındaki halıya ayak basar. Her biri, şehrin görünmeyen ama hissedilen bir damarını oluşturur.
Bazı akşamlar, Kordon’da tramvaydan inip denize karşı yürürken, uzaktan yükselen magrib ezanı, insanların adımlarını hızlandırır. Kimi sahil kenarındaki bankta oturur, başını secdeye koyar; kimi hızla yokuş yukarı apartmanına çıkar. İzmir, ezan sesini bir uyarı değil, bir davet olarak duyar: “Şimdi dur, birazcık kendine dön.”
Bu kentte namaz, büyük bir sessizlik ağı gibidir. Görünmez bağlarla birbirine bağlı insanlar, aynı anda aynı kelimeleri söyler. Kimi camide diz çöker, kimi mutfağın kapısında, kimi parktaki bankta. Ama hepsi, İzmir’in kendine özgü ritminde, aynı vurguyla “Allahu Ekber” der. Ve şehir, o anlık duruşla biraz daha yavaşlar; kalabalık, bir adım geri çekilir; denizin kokusu burna dolar.
Ezan bittiğinde, kaldırımda yürüyen genç kız kulaklığını çıkarıp geri takar; simitçi tezgâhına döner; vapurdan inen yolcular iskeledeki kalabalığa karışır. İzmir, namaz sonrası aynı hızla devam eder. Ama herkes bilir ki, o dakikalık duruş, kentin kalbinde fark edilmeyen ama hissedilen bir nefes alıştır. Bir nevi sessiz denge: İzmir’in kendine has, gürültülü ama dingin hali.
İzmir namazı, kıbleyi gösteren bir pusula değil; şehrin kendisini gösteren bir pusuladır aslında. Her vakitte, biraz daha kendine döner; biraz daha kendine yaklaşır.
Ezanın Ardından: İzmir’de Bir Vakit Namazının Arka Planı
Source: HotArticle
Original link: https://www.hotarticle24.com/5qwo8p8f