Havanın en tuhaf yanı, ne kadar yakın olduğu. Onu bütün vücudumuzla alıyoruz ve veriyoruz. İlişkimiz bu kadar birebir olan başka bir şey yok. Fakat bunca yakınlığa rağmen, onda hiçbir zaman kendimizi tasvir etmeyiz. Hava bir ortam; devamlı bir aracı. Etrafı kuşatır, sarmalar, ama ben anlamından ötede görülmeyen bir iletişim aracıyım demez. Hava ne zaman ortaya çıkar? Hasta olunca: öksürdüğümüzde, soluk çekiştirdiğimizde. Ya da o kadar kirli olmuştur ki görmeye başlarız. Pasif bir varlık gibi her gün görünen ama değerlendirmeye katılmayan havanın kendisi metaforik anlamda nasıl bir evren taşır? Üzerimizdeki karanlığın sembolü mü yoksa özgürlüğün mü?
Varoluşsal bir kaynak olarak hava, sadece nefes alınan bir nesne değil aynı zamanda üstümüze kapanan bir mevcudiyettir. Saf saflık veya sonsuz tazelik ancak geri dönüşüm ile mümkünken, daha çok modern zamanların kirlettiği bir şekilde karşımıza çıkar hava. Çok temiz görseler bile orada olan ama önem vermediğimiz bazı değerler gibi onu da aslında kirleterek kendi değer kaynağımızın kokusunu yakıyormuşuz. Yapay aletler ile temizlenebilen, filtrelenebilen hava sanki insanlığın teknoloji konusundaki üstünlüğünü kanıtlıyor. Oysa havanın kendisi zaten bizim için ortam olarak gıcır gıcır taze olmalıydı.
İnsanın en temel ihtiyacına metafor olarak bakılınca: ‘Ele geçiremediğimiz ama onu yaşayan şey olarak’ bizi tanımlar hava. Devamlılığı, saflığı, görülmemesi ve her tarafa yayılması ile simgesel bir varlık. Yaşama gözlensin mi, yoksa kirlensin mi? İnsanın kendi yeriyle olan ilişkisinin nerelere savrulduğunu da bildirir. Öyle öldürücü olabilen bir hava ki, ondan ses çıkmaması aslında ses verdiği anda zaten hayati bir anın başladığını gösterir. Bir ıslık, zavallı bir gülümseme ile verdiği nefes vakti; ağırlığın, derinliğin zamanı olur.
Hep orada, fakat nadirin düşünürüz. En saf halde kaldığı günler mi gözlenecek, yoksa daha fazla tenle bir araya gelmek için kalın mı? Belki de bu kirliliğin hepsi bizim bireysel ölçülerimizdir... Sonuçta kaç kişi havaya bakar günün sonunda? Onu bişeymiş gibi düşünmeziz; halbuki kendimizi düşündürdükçe hava değişir. Hem içinde yaşayabilradığımız merkezin duvarlarını yıkmışçasına bir özgürleşme hem de teneffüs edilen zehir bazen eşdeğer özelliğinde. Bir anını gülümseyerek geçir ya da kirlenmek için soluk ver ama onun safarı bir metafor olmasaydı kendi varlığımız nasıl tanınacaktı?
Hava üzerine söylenecek pek fazla söz varsa, atılan bu ilk cümleler de daha çok anlam kazanıyor. Daha uzun zaman susarak hayatın suskun tanıkları olarak kalmamız gerek.
Hava: Hep Orada, Nadiren Düşünülen
Source: HotArticle
Original link: https://www.hotarticle24.com/5j6o3lmr