Çoğumuz için "hazine" kelimesi zihinde iki farklı çağrışım yaratır. Ya çocukluk masallarındaki korsan sandıkları ya da başkentteki gri, soğuk ve ulaşılmaz devlet binaları. Oysa bu kelimenin ekonomi literatüründeki ve günlük hayatımızdaki karşılığı, sandığımızdan çok daha sıcak ve dokunulabilir. Sabah fırından aldığımız ekmekten, geçtiğimiz köprünün ücretine, kiraladığımız tarladan mahalledeki bakkal dükkanına kadar hayatın her anında sessiz bir ortak olarak yanımızda durur.
Hazineyi sadece devletin kasası olarak görmek, meselenin en büyük yanılgısıdır. Aslında hazine, toplumun ortak cüzdanıdır. Vergilerle, harçlarla ve kamu gelirleriyle dolan bu cüzdan, yine toplumun ihtiyaçları için harcanmak üzere tasarlanmıştır. Ancak bu cüzdanın yönetimi, sadece bürokratların tekelinde olan soyut bir süreç değildir. Hazine borçlandığında, faiz oranları değiştiğinde veya bütçe dengesizleştiğinde, bunun faturası doğrudan veya dolaylı olarak sıradan vatandaşa kesilir. Market rafındaki fiyat değişimleri, aslında bu ortak cüzdanın dengesinin bir yansımasıdır.
Türkiye’de hazinenin en çok konuşulduğu ve vatandaşın en sık karşılaştığı alanlardan biri de hazine arazileridir. Tapu kayıtlarında sahibi "Maliye Hazinesi" olarak görünen bu topraklar, tarımdan konuta kadar pek çok alanda kullanılır. Çoğu zaman insanlar, yıllardır ektikleri tarlanın veya üzerine ev yaptıkları arsanın hazineye ait olduğunu bir tebligat geldiğinde veya mülkü satışa çıkarmak istediklerinde öğrenirler. Haksız işgal tazminatı anlamına gelen "ecrimisil" gibi hukuki kavramlar, tam da bu noktada vatandaşın hayatına girer. Hazine arazilerinin imara açılması, satışı veya kiralanması, yerel ekonomileri ve bireylerin mülkiyet haklarını doğrudan şekillendiren son derece somut bir gerçektir.
Bir diğer kritik kavram ise hazine garantisi. Son yıllarda büyük altyapı projelerinde, otoyollarda veya sağlık yatırımlarında sıkça duyduğumuz bu terim, aslında geleceğin teminat altına alınması anlamına gelir. Bir projeye hazine garantisi verildiğinde, devlet "Bu proje umduğum kadar kazanç getirmezse, aradaki farkı ben öderim" demiş olur. Peki, bu fark nereden ödenir? Elbette yine o ortak cüzdandan, yani vatandaşın bugünkü ve gelecekteki vergilerinden. Bu nedenle hazine garantili projeler, sadece birer inşaat veya hizmet faaliyeti değil, aynı zamanda toplumun gelecekteki gelirlerinin bugünden ipotek edilmesi sürecidir.
Hazineyi soyut bir makamdan çıkarıp, kendi bütçemizin bir uzantısı olarak görmeye başladığımızda, ekonomiye bakışımız da kökten değişir. Devletin harcamaları, borçlanma stratejileri ve gelir politikaları, artık sadece haber bültenlerindeki sıkıcı rakamlar olmaktan çıkar. Her birimiz, bu devasa ortaklığın hissedarı olduğumuzu fark ederiz. Kamu kaynaklarının verimli kullanılması, şeffaflık ve sürdürülebilirlik talepleri, bu farkındalığın doğal bir sonucudur.
Günün sonunda hazine, ne ulaşılmaz bir devlet dairesi ne de sonu gelmez bir para kaynağıdır. O, hepimizin emeğiyle doldurduğu ve hepimizin refahı için harcanması gereken ortak birikimdir. Bu birikimin nasıl yönetildiğini sorgulamak ve anlamak, sadece ekonomistlerin değil, o cüzdana katkı sağlayan her sıradan vatandaşın en doğal hakkıdır.
Görünmez Ortak: Hazine Gerçekte Neden Hepimizin Meselesi?
Source: HotArticle
Original link: https://www.hotarticle24.com/5ipo6ii6