Her sabah, şehir sakinleri kahvelerini yudumlarken, tarlalarını sürerken ya da okula giderken bir varsayım üzerine hareket eder: bugün de dün gibi geçecek. Oysa tarih boyunca bu varsayım defalarca çökertildi—bir depremle, bir selin ani yükselişiyle, bir yangının yayılışıyla. Bu çöküş anlarının ortak adı “afet”tir. Ancak afet yalnızca doğal bir olay değildir; aslında toplumun zayıf noktalarını gün yüzüne çıkaran bir aynadır.
Bir deprem, aynı büyüklükte iki farklı ülkede tamamen farklı sonuçlar doğurabilir. Birinde binlerce can kaybı, diğerinde neredeyse sıfır. Fark nedir? Afetin kendisi değil, ona karşı hazırlıklı olma düzeyidir. Bilim insanları uzun süredir vurguluyor: “Doğal tehlike” ile “afet” arasında ince bir çizgi vardır. Tehlike, coğrafi bir gerçekliktir—bir fay hattı, bir nehir yatağı, bir iklim deseni. Afet ise bu tehlikenin savunmasız insanlarla buluştuğu andır.
Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı depremler, bu gerçeği acımasızca hatırlattı. 6 Şubat 2023’teki çift şok, yalnızca yer kabuğunun kırılmasını değil, binaların dayanıklılığından acil müdahale sistemlerine kadar kurumsal hazırlığın eksikliğini de ortaya serdi. Aynı şekilde, 2021’de Manavgat’ta yaşanan seller, iklim değişikliğinin artan etkileriyle birlikte, kentsel planlamanın ne kadar kritik olduğunu gösterdi. Afet burada, doğanın suçlaması değil, insan kararlarının bedelidir.
Bu yüzden günümüzde afet yönetimi, yalnızca itfaiye veya AFAD’ın işi olarak görülmemeli. Her bireyin, her mahallenin, her belediyenin sorumluluğu var. Depreme dayanıklı bir ev inşa etmek, sel yatağına yapılmış alanları boşaltmak, acil durum çantalarını hazırlamak—bunlar pasif önlemler değil, aktif direniş biçimleridir. Afete karşı hazırlık, yaşam hakkını koruma eylemidir.
En çarpıcı örneklerden biri Japonya’dır. Sismik olarak dünyanın en aktif bölgelerinden birinde yer almasına rağmen, Japonya’da depremler genellikle çok düşük can kaybıyla sonuçlanır. Bunun sırrı, yalnızca teknolojide değil, kültürde yatıyor: Okullarda düzenli deprem tatbikatları, bina denetimlerinin titizliği, halk bilincinin yüksekliği… Afet, orada bir felaket değil, yönetilebilir bir risk olarak görülüyor.
Afetler kaçınılmaz olabilir. Ama yıkımlar önlenebilir. Gerçek soru şu: Tehlike geldiğinde, toplum olarak hangi tarafında olacağız—savunmasızlığın yok ettiği yerde mi, yoksa hazırlığın kurtardığı yerde mi?
Afet: Yaşamı Yok Eden Ani Dönüşler
Source: HotArticle
Original link: https://www.hotarticle24.com/2vvo4yr8